Realizm, “gerçekçilik” olarak da adlandırılır. Realistler çoğunlukla uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi alanlarından gelen araştırmacılardır. Küresel politik iktisat bağlamında realizm, devletlerin çok taraflı pazarlıklarda ulusal çıkarlarını diğer devletlerin zararına nasıl koruduklarını açıklamaya çalışır. Bu yaklaşım, iktisadi analizden ziyade ilişkiler ve güç dinamikleri bağlamında değerlendirme yapar. Bu nedenle başlangıçta realizmin belirgin bir iktisadi açıklaması veya rasyoneli bulunmamaktadır. Ancak zamanla Friedrich List’in milliyetçi politik ekonomi anlayışıyla ilişkilendirilmiştir. Küresel politik iktisatçılar, realizmin iki temel hattını —yapısal ve tarihsel realizmi— birleştirmeye çalışmıştır. Yapısal realizme göre insan doğası özünde çıkarcıdır; bu nedenle bireylerin çıkar odaklı davranışları devletlerin tutumlarına da yansır. Devletler, kendi kazançlarını maksimize etmeye çalışan rasyonel aktörlerdir. Tarihsel realistler ise davranışların tarihsel bağlam içinde şekillendiğini savunur. Bu yaklaşıma göre devletler, uluslararası normlar çerçevesinde hareket eder ve kısa vadeli saldırganlık yerine uzun vadeli siyasi güvenilirlik kazanmayı rasyonel bir strateji olarak görebilir. Realizm, kendi ekonomik temellerini politik ekonomik milliyetçilikte bulur. Bu nedenle bu akımın en çok atıf yaptığı düşünür Friedrich List’tir. 1800’lü yıllarda Almanya’da yaşamış olan List’in en önemli eseri Ulusal Politik Ekonomi Sistemi’dir. Küresel politik iktisatçılar List’e atıfta bulunur çünkü o, devletler arasındaki ilişkiler kadar, ülkelerin kalkınmasını uzun vadeli ekonomik çerçeveler içinde ele almıştır. List’e göre devletlerin uzun vadeli hedefleri vardır ve bu hedefler toplumun beklentileriyle uyum içinde şekillendirilmelidir. Devletler kısa vadeli çıkarları uzun vadeli hedeflerin önüne koyabilir; ancak toplumun refahı için bu beklentilerin akıllıca yönetilmesi gerekir. Kısa vadede acı çekmek, uzun vadeli refahın bedeli olabilir. List’in en önemli vurgularından biri, ulusal çıkarların ülkelerin kalkınma aşamasına göre değişebileceğidir. Yani ulusal çıkar, süreç içinde değişebilen dinamik bir olgudur. Her ülkenin kalkınma aşaması kendi siyasi engelleri ve çıkar çatışmalarıyla birlikte gelişir. List’in görüşleri, o dönemin Almanya’sının sanayileşmemiş bir ülke olduğu dikkate alınarak okunmalıdır. Bu dönemde İngiltere, “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” anlayışıyla serbest ticareti savunuyordu. Ancak List, Almanya’nın mevcut koşullarında bu politikayı reddetmek gerektiğini savundu. Ona göre Almanya sanayileşmediği sürece serbest ticaret, İngiltere’den ucuz malların ithalatını artıracak, kısa vadede tüketiciler için avantajlı görünse de uzun vadede yerli sanayiyi zayıflatacaktı. Bu nedenle List, Almanya’nın İngiltere ile rekabet edebilecek sanayi gücüne ulaşana kadar korumacı politikalar uygulaması gerektiğini savundu. Ancak bu, onun serbest ticarete bütünüyle karşı olduğu anlamına gelmez; sadece belirli tarihsel koşullar altında Almanya için doğru olmadığını belirtmiştir. Bu nedenle gelişmekte olan ülkeler, List’in bu yaklaşımını benimsemişlerdir. Onun çözümlemelerinde ulus, merkezde yer alır ve ekonomik politika ulusal çıkarlar etrafında şekillenir. Günümüzde de Dünya Ticaret Örgütü’nün küresel sistemine yönelik eleştirilerde List’in görüşleri yankı bulmaktadır. Eleştirmenler, özellikle 1990’ların ortalarından itibaren DTÖ’nün tıpkı İngiltere’nin geçmişte yaptığı gibi serbest ticaret politikalarını dayatmacı bir şekilde uyguladığını savunmakta ve buna karşı korumacı politikaların yeniden gündeme alınması gerektiğini belirtmektedir. List’in İngiltere’ye yönelttiği eleştiriler, günümüzde gelişmekte olan ülkelerin serbest ticarete karşı çıkışlarında da benzer biçimde görülür. List, İngiltere’nin sanayileşme sürecinde kendi korumacı politikalarını uyguladıktan sonra, bu politikaları başkalarına yasaklamasını “tırmandığı merdiveni itmek” olarak tanımlar. Yani İngiltere kendi yükselme aracını ortadan kaldırarak diğer ülkelerin aynı yolu izlemesini engellemiştir. List bu yönüyle Adam Smith’i ciddi biçimde eleştirmiştir. Ancak List, sömürgeciliğe bütünüyle karşı değildir. Görünüşte sömürgeciliğe karşıymış izlenimi verse de aslında yalnızca Almanya’nın sömürülmesine karşıdır. Bu nedenle realistler List’in düşüncesini benimser; çünkü onların bakışına göre de devletler kendi çıkarlarını merkeze alır. List, Adam Smith’i saf bir liberal olarak yorumlamıştır. Bu nedenle onun Smith okuması, sonraki birçok görüşe yön vermiştir. List’e göre Smith, piyasa merkezli bir bakış açısına sahiptir. Ancak Smith’in Milletlerin Zenginliği adlı eserine bakıldığında, İngiltere’nin “Navigasyon Yasaları” sayesinde ne kadar güçlendiğine ve bu yasaların İngiliz ekonomisine ne ölçüde fayda sağladığına dair analizleri görülür. Bu yasalar, uluslararası ticareti İngiliz hükümetinin tekeline vermekte ve diğer ülkelerin faydalanmasını engellemektedir demiştir. Dolayısıyla Smith’in düşüncelerinde piyasayı mutlak şekilde merkeze almayan yönler de bulunmaktadır. Buna rağmen, yazarımız Methiu, liberallerin Smith’i seçici biçimde okuduklarını ve sadece kendi ideolojik çerçevelerine uygun bölümleri öne çıkardıklarını belirtmektedir.
Bir yanıt yazın