Feminizm

Feminizm insanlık tarihinde görece yeni bir akımdır. 19. yüzyılın temellerine baktığımızda, feminist iktisadın oluşum sürecinin başladığını söylemek mümkündür. O dönemde doğrudan feminist iktisattan bahsetmek mümkün olmasa da, kadınların iktisadi alanda var olma çabasını görmekteyiz. 19. yüzyılda “iktisat kim tarafından öğretilecek, kim tarafından öğrenilecek?” soruları sıkça tartışılmıştır. Bu dönemde üç önemli kadın iktisatçı öne çıkar: Mary Edgeworth, Jane Marcet ve Harriet Martineau. Feminist iktisatçılar daha sonraki yüzyıllarda yeni kuramlar geliştirirken, bu üç kadının yaptığı çalışmalar iktisadın yaygınlaşması açısından büyük önem taşır. İktisadı yalnızca aristokratların veya entelektüellerin tartıştığı bir alan olmaktan çıkararak halkın anlayabileceği düzeye indirmişlerdir. Bu sayede iktisadi düşüncelerin geniş kitlelere ulaşmasını sağlamışlardır. Bu üç yazar, “Adam Smith’in kızları” olarak anılır ve klasik iktisat geleneği içinde değerlendirilir. Edgeworth, iktisat bilgisini çocuklara öğretmeyi hedeflemiş, Marcet genç kadınlara seslenmiş, Martineau ise yetişkin okurlara hitap etmiştir. Bu kadınlar hem eğitimin dönüşümünün bir parçası olmuş hem de iktisadi düşüncelerin yaygınlaştırılması konusunda önemli ilerlemeler kaydetmişlerdir. 19. yüzyıl İngiltere’sinde eğitim, elit bir statü göstergesiydi ve herkesin erişebildiği bir hak değildi. Bu kadınlar, eğitimin yaygınlaşması için de çaba göstermiş ve iktisadı erkeklerin tekelinden çıkarmaya çalışmışlardır.

Dönemin genel iktisadi anlayışı devletler ve piyasalar ekseninde klasik öğretiye dayandığından, kadınların çalışmaları küçümsenmiştir. Joseph Schumpeter, “kadınların çalışmaları ancak okul kızlarına yönelik, basit düzeyde olabilir” diyerek küçümseyici bir tavır sergilemiştir. Alfred Marshall ise “erkeklerin yürüttüğü teorik çalışmalarla kadınların yaptıkları arasında ciddi fark vardır” demiştir. Bu kadınlar, böylesi yargılara rağmen üretmeye devam etmişlerdir.

Özellikle Adam Smith’in düşüncelerini benimseyip anlatırken kendi dönemlerinin bakış açısıyla hareket etmişler ve seçici okumalar yapmışlardır. Smith’i yorumlarken Ricardo ve Malthus’un teorilerinden de yararlanmışlardır. Yani onlar, Smith’in fikirlerini yeniden şekillendirmeye çalışmışlardır.

Edgeworth’un en önemli katkısı, Milletlerin Zenginliği eserini çeşitli hikâyeler aracılığıyla sadeleştirip çocuklara anlatmak olmuş ve böylece Smith’in fikirlerinin geniş bir kitleye ulaşmasını sağlamıştır. Diğer iki yazar da iktisadı herkesin anlayabileceği bir dille ifade etmiş, erkek egemenliğe meydan okumuşlardır. Üç yazarın ortak noktası, romanlar ve diyaloglar aracılığıyla iktisadi kavramları halka ulaştırmalarıdır. Yani doğrudan bir iktisat kitabı yazmak yerine, karakterler arası konuşmalar yoluyla fikirleri yaymışlardır.

Marcet, kadınların iktisadi konulardaki cehaletinin mazur görülemeyeceğini savunarak onların iktisat öğrenmesi gerektiğini öne sürmüştür. Martineau ise hikâyelerinde kadın karakteri öğretici konumuna getirerek, erkek karaktere Smith’in bakış açısını anlatmıştır. Martineau, kadının entelektüel eşitliğini savunan bir iktisatçı olarak öne çıkarken; Marcet daha geleneksel bir çizgide kalmış ve kadınların erkeklere bağlı olduğu toplumsal düzeni benimsemiştir.

Marcet’in eserlerinde ahlaki ve iktisadi bakış açıları iç içe geçmiştir. İki kadın karakter üzerinden biri ahlaki değerleri, diğeri iktisadi bakış açısını temsil eder. Marcet’in yaptığı şey, ahlaki duruşla piyasa düzeninin uyumunu (harmonisini) vurgulamaktır.

Feminist Küresel Politik İktisat ise kadınların özgürleşme hareketinden doğmuştur. Bu yaklaşım, toplumsal güçlenmeye odaklanır ve politik stratejileri toplumsal cinsiyet perspektifinden analiz eder. Feminist düşünürlerin görüşleri uzun süre marjinal kalmıştır; çünkü sesleri ana akım iktisat karşısında yeterince güçlü olmamıştır. Bu nedenle feminist iktisatçılar, marjinal yaklaşımlar ve eleştirel okullarla birlikte hareket etmişlerdir.

Bu noktada “kesişimsel kırılganlık” kavramı öne çıkar. Bir kişi aynı anda kadın, engelli, göçmen ya da mülteci olabilir; bu durumda birden fazla dezavantajı bünyesinde taşır. Feminist iktisat, bu çoklu eşitsizlik biçimlerini birlikte ele almaya çalışır. Mülteciler, göçmenler, Romanlar, engelliler, eski hükümlüler gibi ana akımda yeterince temsil edilmeyen grupların toplumsal fırsat eşitliğine erişemediğini vurgular.

Feminist iktisatçılar eşitlikçi bir toplum yapısı talep ederler. Pek çok çalışma toplumsal cinsiyet temellidir; erkeklerin yanı sıra kadınların da görüşlerinin iktisadi analizlere dahil edilmesini savunur. Örneğin, yoksulluk üzerine yapılan araştırmalarda genellikle ülkelerin genel yoksulluk oranları ele alınır; oysa en yoksul kesimi büyük oranda kadınlar oluşturur. Dolayısıyla Küresel Politik İktisat analizlerinde yoksulluğun kadın deneyimi üzerinden değerlendirilmesi gerektiği öne sürülür. Erkeklerin tam olarak anlayamayacağı toplumsal ve ekonomik süreçlerde, kadınların kendi deneyimlerini ifade etmeleri gerektiği vurgulanır.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir